İslam Tarihinde Cemaatleşme — Cilt VI
2026 · Araştırma
İncele ↗
On iki ozanın 63 şiirlik ortak divanı; unutulan ve anlamı aşınan kelimeleri şiirle yeniden dile çağırır. Filolojik denetimli KÂMUS bölümünde 1.237 madde dil, özgün yazım/köken ve anlam bilgileriyle sunulur.
Bu kitaba bağlı 838 kavram. Her madde merkezî Kavram Atlası kaydına ve kitap içindeki kaynak sayfalarına bağlanır.
Bir cismin izlediği yol.
Yengi, üstünlük.
Gitme; bir düşünceye kapılma.
Parlak, nurlu (Hz. Fatıma'nın lakabı).
Ateşe tapınmayla anılan İran dini kurucusu.
Ağır, pis koku; kir.
Öz, özet; en seçkin kısım.
Çobanyıldızı (Venüs); Tâhir ile Zühre'nin Zühre'si.
Tatlı, saf, berrak su.
Gölge; koruma, himaye.
Çok bölümlü büyük orkestra eseri.
Baştan/candan; ‘serden geçmek’ deyimindeki kullanım.
Başı dönmüş, şaşkın, avare.
Başkaldıran, dik başlı.
Başına buyruk, kendi bildiğince; keyfî. Şiirde ‘serhûde’ biçimiyle geçer.
Tutkun, çılgın âşık; divane.
Gezgin, çok gezen.
Efendi; peygamber soyundan.
Camlı, cam kaplı.
Gizlice kötülük eden; içten pazarlıklı. Şiirde ‘sînsî’ biçimindedir.
Hırsızlık, çalma.
Fısıltıyla söyleme, gizli telkin.
Kolaylık, rahatlık.
Alev, ışık.
Sevinç, neşe.
Yakıcı, yanan.
İbadet, boyun eğme.
Uyan, bağlı olan, izleyen.
Hafifletme; küçümseme.
Değer verme; alın yazısı, kader.
Yakınlaştırma, üstün tutma.
Bölme, pay etme; müzikte doğaçlama.
Sınırlama, bağlama.
Yağma, çapul.
Tanımlama, anlatma.
Darmadağın, perişan.
Sınıflama, düzenleme; eser.
Tekrîm/Takrîm ses alanı içinde kullanılan şiirsel biçim; anlamı dize bağlamıyla sınırlıdır.
Görünme, belirme; tasavvufta ilâhî hakikatin zuhuru. Şiirde ‘tecale’ biçimiyle geçer.
Ödeme, borcunu verme.
Yükümlülük, görev; öneri.
Tekrarlama, yineleme.
Yok olma, ziyan olma, mahvolma.
Kahve piştikten sonra fincanın dibinde kalan tortu.
Uyarı, hatırlatma.
Alçak gönüllülük gösterme; alçalma.
İmza; ferman.
Alçalma, kendini küçültme.
Küçümseme, alay etme, değersizleştirme.
Tohma adı; şiirde yer/kültür göndermesi olarak kullanılır. Eski KÂMUS’taki ‘soy, nesil, kök’ karşılığı doğrulanmamıştır.
Haberci, postacı.
Varlığın birliği öğretisi; tasavvufta gerçek varlığın Allah’a ait olduğunu ifade eden anlayış.
Mirasçı.
Nitelik, özellik; niteleme.
Geniş; vasi, koruyucu.
feryat.
Birinin yerine iş gören; Allah'ın adı.
Kuruntu, kötü düşünce, şüphe.
Sürekli okunan dua, zikir.
Yerme, hicvetme; taşlama.
Ölüm.
Meyil/eğilim çağrışımıyla kullanılan şiirsel türetim.
Kolay, mümkün; kolaylaştırılmış. Şiirde ‘Meysu’ biçimiyle geçer.
Açık artırma, müzayede.
Belirlenmiş süre, vade.
Ölçüt, deneme taşı.
Ölçü, nicelik, tutar.
Örnek, benzer.
İtibarlı, saygın, geçerli.
Yücelten, izzet veren (Allah).
Müjde veren/bekleyen.
Karşılıklı Kur'an okuma.
Ödül, karşılık.
Allah'a yakarış, dua, niyaz.
İstek, dilek, amaç.
Doğrultan; borç ödeyen.
Zorluk bilen, çile çeken.
Özleyen, arzulayan; can atan. Şiirde ‘Müşta’ biçimiyle geçer.
Doğru, dosdoğru yolda.
Kiracı.
Haber/elçi çağrışımıyla kullanılan şiirsel biçim; bağımsız standart lemma doğrulanmamıştır.
Şimdiki/geniş zaman (dilbilgisi); benzer.
Hatırlatan, öğüt veren, andıran.
Toprağı dinlendirme; boş bırakma.
Aktarma, taşıma.
İşleme, resim; iz.
Sonsuz, sınırsız.
Ekmek.
Nasibi olan, payı olan.
Boyun eğmeyen, teslim olmayan.
Şükretmeyen, nankör. Şiirde ‘Nâ-şikar’ biçimiyle geçer.
Kurtuluş.
Küçük cerrah bıçağı.
Ölüye sesli ağlama; ağıt, yas feryadı. Şiirde ‘nevhî’ biçimiyle geçer.
Son, bitiş.
Ateşler, cehennem ateşi.
İşaret, hedef; nişan.
Gösteri, gösteriş.
Nuru gören, aydınlık gözlü.
Kopya, suret.
İnme (vahyin inmesi). Anlam
Değerlendirme aracı, kıstas. Anlam
Büyük çadır, hükümdar çadırı.
Hoş kokulu bir reçine; sürekli dilde dolaşan (mecaz).
Tarikat kurucusu/büyüğü; yaşlı bilge.
Tümüyle teslim olmuş, boyun eğmiş.
Üzerinde kitap okunan alçak masa.
rahmeti, şefkati.
Boyun eğen, teslim olan.
Geri çevrilme, ret.
Rehin, tutulu; güvence.
Örtü, aba; makam simgesi.
Başkanlık, reislik, önderlik.
Geri dönme, dönüş.
Ağır ağır, yavaşça.
Günlük hâl; yaşam.
Hafif doğu rüzgârı.
Başyapıt, çok değerli eser.
Sinaya işleyen sevgi/saflık çağrışımıyla kullanılan şiirsel biçim.
Yazı dizisi, satır.
'Oku!' emri (Alak sûresinin ilk emri).
Düğüm, ilmek.
eksiksiz iman.
Uzaklaşma, kopma.
Son, bitiş, nihayet.
Eğlenme, gezinti, hoşça vakit.
Tutkunluk, düşkünlük; sınanma.
'Dön!' (rabbine dönüş emri).
İrfana, bilgeliğe ait.
Gereksiz yere işe karışan; becerikli.
Günahsızlık, temizlik; namus.
Yeme isteği; arzu.
Sürüp gitme, devam.
İzin belgesi.
İzzet/şeref anlam alanı çevresinde oluşturulmuş şiirsel türetim.
Kural, temel, esas.
Sahte para basan; sahtekâr.
Kanaat eden, yetinen.
Geçici heves, kapris.
Dikenli bir çalı türü.
Kardeş.
İskelet, çatı; leş.
Güvence veren, birine kefil olan.
'Asla, hayır' (kesin ret).
Kazanç, elde etme.
Gizli keşif/sır çağrışımıyla oluşturulmuş şiirsel türetim.
Kaba/argo kullanımda hayat kadını; şiirde aşağılayıcı niteleme olarak geçer.
boş söz.
Ulaşılmak istenen büyük ülkü.
Yiğitlik/savaş konulu halk şiiri.
ki: O Allah birdir' (İhlas sûresi).
can ölümü tadar' (âyet).
der, o da oluverir.
Kur'an'ı usulünce ezbere okuyanlar.
Güç, kuvvet; yeti.
Lale bahçesi.
olmaması gereken.
Karşılık verme/kabul çağrışımıyla kullanılan şiirsel biçim.
Titreyen.
büyük hesap günü.
Yüz, çehre; minareler arası yazı.
Korunmuş, saklı, dokunulmamış.
Öz, esas; mayalanma unsuru.
Beyan, kayıt ve sabitlik çağrışımıyla kullanılan şiirsel biçim.
Terk edilmiş, bırakılmış.
Kayıp, yitik (dişil biçim). Şiirde ‘Mefcûde’ biçimiyle geçer.
Kesat/durgunluk ve özlem bağlamında oluşturulmuş şiirsel türetim.
Okul.
Unutulmuş.
varılacak durağı.
Başvurulacak yer, kaynak.
Rehin, bağlı, tutulu.
Binek hayvanı, eşek.
Rızıklandırılmış, rızkı verilmiş; bahtiyar. Şiirde ‘Mazruk’ biçimiyle geçer.
Derece, mertebe, konum.
Anlam: Kaynak dil: ArapçaÖzgün yazım / köken: مشكونKaynak: Bilen Söylesin — Dîvân-ı Lûgat-i Anadolu Bilig, filolojik denetimli KÂMUS.
Şükredilen, beğenilen.
Çalınmış, elinden alınmış. Şiirde ‘mestruk’ biçimiyle geçer.
Düşkünlük ve perişanlık çağrışımıyla kullanılan şiirsel türetim.
Ezeldeki 'Ben Rabbiniz değil miyim?' hitabı.
'Ben Rabbiniz değil miyim?' (ezel sözü).
Acizlik; güç yetiremezlik, çâresizlik. Şiirde ‘emsizliğimi’ biçimiyle geçer.
Yıkıntı, döküntü.
Daha iyi, yeğ.
ve zorunluluk.
Ara, aralık, kesinti.
Tan yeri ağarması, şafak.
Molla Fenârî’ye ait nisbe/ad. Şiirde şahıs göndermesi olarak kullanılır.
Sezgi, anlayış, keskin kavrayış.
Kaçak, kaçmış.
Açılışlar, fetihler; tasavvufta manevî açılımlar ve lütuflar. Şiirde ‘futuratı’ biçimiyle geçer.
Görünmeyen, kayıp.
'Dediler' (kalu bela'dan).
Kederli, üzgün.
Kötü niyet, kin, maksat.
Cehennemde derin bir kuyu.
Dönen, devreden. Şiirde ‘Gerdşân’ biçimiyle geçer.
Kale, hisar; tarihî kullanım. Şiirde ‘germenli’ biçimindedir.
Tutulmuş, kapalı, hüzünlü.
Göçmüş, çökmüş; yıkık.
Dik açı çizmeye ve denetlemeye yarayan araç; mecazen ölçü ve düzgünlük.
Gül suyu.
Şüphe, zan.
Yolunu şaşırmış, sapkın.
Geçmiş, geçip gitmiş, mâzi. Anlam
Gizlilik, saklılık; gizli olan.
Aşağı, değersiz, hor görülen.
Samimi dost (Hz. İbrahim'in sıfatı).
'Enel-Hak' diyen ünlü mutasavvıf.
Anlam: Kaynak dil: ArapçaÖzgün yazım / köken: حلوقKaynak: Bilen Söylesin — Dîvân-ı Lûgat-i Anadolu Bilig, filolojik denetimli KÂMUS.
Kötü hâl, bozuk durum. Şiirde bitişik ‘Hâlişer’ biçimiyle geçer.
Yük taşıyan, hamal.
Dipnot, ek not.
Şükreden, öven.
Kül, viranlık ve olgunlaşmamışlık çağrışımlarını birleştiren şiirsel türetim.
Susmuş, sessiz.
Gülen, sevinçli.
Ev bark, ocak.
Acı bir çöl bitkisi; acılığın simgesi.
dikeni, iç acısı.
Soy, asalet; değer.
Düşman, karşı taraf.
Cimri; alçak, değersiz.
Gaipten seslenen ses.
Çok konuşan, hatip; odun toplayan.
Kavrama gücü, anlayış; sabır.
Boşa gitme, ziyan olma.
Belirsiz korkunç hayal; ilk madde.
Darda kalana yardım eden ölümsüz kişi.
Hesap, sayışma.
Pay sahibi, hisseli.
Grup, topluluk, fırka.
Hüccet/delil kavramı etrafında oluşturulmuş şiirsel türetim.
hüküm, çekilmiş karar.
Kanlı su, gözyaşı.
Kan içen, zalim, gaddar.
Akılsız, şuursuz.
Açık, belli, meydanda.
Saptırma, yoldan çıkarma. Şiirde ‘İzla’ biçimiyle geçer.
Zehir.
Torunlar; sonraki nesiller. Şiirde ‘Ahfât’ biçimiyle geçer.
İbadete kapanan; bir işe kendini adayan.
Açık, herkesin gözü önünde.
Akılsız, budala. Tarihî gelişimde ‘abdâl’ biçimiyle ilişkilidir.
Ârifler, bilenler.
arz etme, kavuşma isteği.
ateş.
Yardımcılar, destekçiler.
Gökyüzünün en yüksek noktası.
Özgür, serbest.
Şeytanın (İblis'in) adı.
Ansızın gelen felaket, tehlikeli durum.
Kalan, artan; kalıntı.
Tanrı.
Karamsar, kötümser.
Dolunay; Bedir savaşı.
Her biri; kurtuluş (bağlama göre).
Birbirine benzeyen; benzeşme.
Çok temiz, arınmış.
uyarınca.
Özsüz, asılsız.
Dayanaksız, güçsüz.
Eli açık, cömert.
Kule; gökteki yıldız kümesi.
Zorlayan; onaran (bilgin Câbir).
Akan, süregelen, geçerli olan.
Savurma/savurganlık bağlamında oluşturulmuş şiirsel türetim.
Savaşçı, yiğit.
Kandil, ışık, meşale.
özü; can.
ve haksızlık.
Çökmüş, bitkin, üzgün.
Yiğit delikanlı; Erzurumlu.
Soluğu tükenmiş, nefesi kesilmiş; bitkin.
Ağır hasta; hastalıktan düşkün ve bitkin. Şiirde ‘Dânîf’ biçimiyle geçer.
Perişan, serseri, düzensiz.
getiren, acı veren.
İçten, içsel.
Gönlü susmuş, sessizliğe bürünmüş.
Özellikle ibadette saygı, teslimiyet, iç ürperti ve derin gönül alçaklığı hâli.
Sesleniş, çağrı veya yüksek sesle hitap.
Hüzün, iç sıkıntısı ve ruhsal keder.
Ağırlık ölçüsü; “zerre miskal” kullanımında çok küçük ölçüyü ve hassas hesabı anlatır.
Bir dava, soruşturma veya hukukî sürecin henüz kesin biçimde sonuçlanmamış olmasıdır. Derdest bir dosyadaki iddialar kesinleşmiş mahkûmiyet gibi sunulamaz.
Medeniyet, KörEbE külliyatında tekrar eden bir düşünce, ilişki, süreç veya uygulamayı adlandırmak ve farklı eserlerdeki kullanımlarını aynı anlam ağı içinde birleştirmek için kullanılan kavramdır. KörEbE külliyatında özellikle “Hira Dağı’nın Çocukları - Öz’e Dönüş” çalışmasındaki bağlamıyla ele alınır.
Bilgi, KörEbE külliyatında tekrar eden bir düşünce, ilişki, süreç veya uygulamayı adlandırmak ve farklı eserlerdeki kullanımlarını aynı anlam ağı içinde birleştirmek için kullanılan kavramdır. KörEbE külliyatında özellikle “Hira Dağı’nın Çocukları - Öz’e Dönüş” ve “Soğuk Kaos - Yönetilen Belirsizlik” çalışmalarındaki bağlamlarıyla ele alınır.
Umutsuzluk.
Seyretme, izleme.
Bel kemiği; soy ve nesil kaynağı.
Görünüş, biçim, yüz.
Çok dağınık, harap ve çaresiz.
Görevden alma, uzaklaştırma.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Doğurulmuş (kelime oyunu).
Görünen.
Geçici, yok olan.
Zikreden.
Özsel, asli.
Kayıp, heba olan.
Zayıf.
Zellet, hata
Şiddetli soğuk.
Sararmış, solmuş.
Zeval, yok olma
Zindan, hapishane
Ortaya çıkma, belirme; Zuhur, ortaya çıkma
Zünüb, günahlar
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Şiirde soruya dönüştürülen bu kavramın sözlük açıklaması editoryal inceleme için işaretlenmiştir.
Yüz, yüzleşme
Harabe, yıkık.
Kavuşma.
Vuslat, kavuşma
Yahşi, güzel
Kesin bilgi.
Eşit, düz.
Doğmuş, çocuk (nadir kullanım).
Udhuk, gülme
Ahiret, öbür dünya
Umut.
Elbise, giysi (nadir kullanım).
Uşşak, aşıklar
Yalnızlık.
Uzluk, bir tür bitki
Alışma.
Ümame (kadın ismi)
İnananlar topluluğu.
Üryan, KörEbE şiir ve edebiyat külliyatında tarihî, mecazî veya estetik anlamıyla kullanılan söz ya da kavramdır. KörEbE külliyatında özellikle “Bilen Söylesin – 17” çalışmasındaki bağlamıyla ele alınır.
Vaiz.
Birlik, teklik.
Vahşilik.
Haberdar, bilen.
Gerçek, hakikat; Gerçekleşen, olan.
Vecit, coşku
Veda, ayrılık
Kuruntu.
Takva, sakınma; Öte, ötesi
Doğal, pişiren (bağlama göre).
Tahrîş, bir tür bitki
Tahruk, hareket
Güç, dayanma.
Azarlama, paylama
Yaklaşma, yakınlaşma
Takrip, yaklaştırma
Tarik, yol
Doğrulama, onay.
Düzeltme, doğrulama
Tazim, saygı
Tâzîr, ceza
Tazrîm, bir tür bitki
Kahrolsun (Kur'an'da bir sure); Kur'an'da bir sure (Mesed Suresi).
Bildirme, duyurma
Önlem.
Faizci.
Tefrik, ayrılık
Tehîş, bir tür bitki
Telâf, telafi
Tellal.
Temizleme.
Ayırt etme.
Düzen.
Sakinleştirme.
Teşrih, açıklama
Uğurlama, yolcu etme.
Azarlama, uyarı
Uyum, başarı
Birleme.
Tevil, yorumlama
Genişletme, tevsi
Hatırlatma, uyarı
Tövbe eden.
Azgınlık, isyan
Teşekkür, minnet
Söz, kelam
Sessizlik, suskunluk; Sükut, sessizlik
Sure, Kur'an bölümü
Südur, çıkma
Sessizlik.
Mutluluk veren, sevindiren
Sevinçli, mutlu.
Tanık.
Kapsayıcı, kuşatıcı.
Şayan, layık
Yaygın, duyulmuş.
Şeytan (yazım varyantı).
Şehit.
Şekîn, bir tür bitki
Şekva, şikayet
Yarık, yara izi.
Kötü.
Şevval, hicri ay
Nazım.
Işık huzmesi.
Şuhut, şahitlik
Şûrî, danışma
Şehitler
Satvet, güç
Savm, oruç
Soy ağacı.
Akılsız.
Elçi, temsilci
Selef, önceki
Asi, dik başlı.
Sarhoş, kendinden geçmiş
Memleket, vatan.
Sırat, köprü
Form, kalıp.
Koku, rayiha.
Rast, doğru
Arkadaş.
Rehin.
Peygamberlik, elçilik
Rüya, hayal; Düş.
Rüşen, aydın
Sâbir, sabırlı
Sadır, göğüs
Safer, hicri ay
Doğru, sağlam
Oruç öncesi yemek.
Sâika, yıldırım
Soran, isteyen
İçki sunan, su dağıtan; Şikayet eden, isyankar
Sâmit, sessiz
Nihan, gizli
Felaket.
Zekât sınırı.
Unutma.
Nusret, zafer
Sperm.
Otacı, hekim
Şair.
Değer, kıymet.
Derece.
Kalıcı, sürekli.
Uçuş, yükseliş.
Belirme, ortaya çıkma.
Pusat, silah
Çok konuşan, şikâyetçi.
Müşfik, şefkatli
Heyecan veren, uyandıran
Cahil, bilgisiz
Faydalı, yararlı
Geçerli.
Nafile, boşuna
Ansızın, beklenmedik
Haksız.
İnleyen, sızlayan.
Elde eden, kazanan.
Nâkûr, kötü
İnleyen, ağlayan
Namus; Namuslu, onurlu.
Adalet, eşitlik
Yardımcı; Nasîr, yardımcı
Nâ-şüd, olmayan
Bakış, göz değmesi.
Düzenleyen, şiir yazan.
Nâzib, bir tür bitki
Necabet, asalet
Necaset, pislik
Nedîf, temiz
Yasak.
Cimri.
Düzyazı.
Diriliş, canlanma; Yayılma, dağılma.
Neşve, coşku
İnkâr, reddetme
Sıkıntı, zorluk; Sıkıntı, çile.
Doğum.
"Elest" sözleşmesi (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?).
Mîzân, terazi
Muazzib, işkence eden
Seven.
Sağlam.
İyilik yapan, ihsan eden
Mümin, KörEbE şiir ve edebiyat külliyatında tarihî, mecazî veya estetik anlamıyla kullanılan söz ya da kavramdır.
Mübrih, aydınlatıcı
Sığınak.
Özet, kısa.
Suçlu.
Giriş, başlangıç
Müdhin, övücü
Müeccel, ertelenmiş
Yok eden, mahveden.
İflas etmiş.
Bozguncu.
Mühil, eriten
İhmal edilmiş.
İkram eden, cömert
Geçersiz, iptal edilmiş.
İlham alan, esinlenen
Dinsiz.
İnkâr edilen (kabir meleklerinden biri).
Unutan
Tutkun.
Değersiz, bayağı.
Mürai, iki yüzlü
İstekli, talep eden.
Topluluk, kalabalık.
Maşrık, doğu
Maşuk, sevgili; Sevilen, sevgili.
Matkûd, bir tür bitki
Mazbut, sağlam
Sanık.
Meal, anlam
Sebep, dönme noktası.
Kayıp, yitik
Mefkûr, kayıp
Meftun, tutkun
Zayıf, güçsüz.
Meğrûr, aldatılmış
Güç yeten, mümkün; Ölçülü, kısıtlı.
Üzgün.
Umulan.
Menhûl, bir tür bitki
Durak, varış noktası.
İsyankâr, dik başlı.
Sorumlu.
Mesih (Hz. İsa).
Örtülü, gizli
Uğursuz.
Meşfûk, bir tür bitki
Meşk, alıştırma
Şüpheli, kuşkulu
Var olan, mevcut
Ölü, ceset
Bağlama/sazda tellere vuran araç.
Kusur, eksiklik; Kırık, parça
Kübra, büyük
Kâfirler.
Küldeş, kardeş
Külfet, zahmet
Taht.
İlahi alem.
Lanetli.
Lal, dilsiz
Layık olma.
Ma’lûm, bilinen
Mabud, tapılan
Aşağı.
"Kaçırılan şey" veya "geçmişte kalan."
Mağmum, üzgün
Sınırlı.
Toplantı yeri.
Korunmuş.
Mahrûm, mahrum
Hesaplanan.
Mahur, eksen
Sakınca.
Geçim, yaşam tarzı.
Maksûd, amaç
Tersine dönmüş.
Mânâ, anlam
Mankurt, mankurt
Unutulmuş
Hastalık.
Maruz kalan.
Her şeyi ayakta tutan.
Yalancı.
Büyük.
Keder, keder
Terazi gözü.
Söz, ifade.
İsteksizce, zorla.
Kerih, iğrenç
Kerim, cömert
Cennette bir nehir; Cennet nehri.
Kıssa, hikaye
Kıtmir, bir tür bitki
Kurban, adak
Karşılık, bedel.
İzan, anlayış
Yargıç.
Kadim, eski
Yeterli, kafi
Kahredici.
Kalbî, kalple ilgili
Kallâş, bir tür bitki
"Evet" dediler (ahitte)
Mükemmel, olgun.
Sözlük.
Hukuk kuralı.
Kasvet, kasvet
Yazıcı, sekreter.
Şeytan
İbre, işaret
Kira.
İçki.
Anlama, kavrama.
İffet.
İflas, çöküş.
İfsad, bozulma
Oruç açma.
İğva, ayartma
İmalı söz, kinaye.
İhbâr, haber verme
Samimiyet, Allah'a içten bağlılık.
İyilik, lütuf.
Arap Baharı sonrasında özellikle Mısır başta olmak üzere bölgesel siyasette etkisi artan ve Türkiye’nin bazı ülke politikalarıyla ilişkili biçimde tartışılan İslamcı siyasî harekettir.
Diriltme, canlandırma
Ceza, azap.
İkrah, zorlama
Cömertlik, hürmet.
İlham.
Zorunluluk.
Oruç başlangıcı.
İnfak, harcama
İrşat, yol gösterme
Hitap eden, konuşmacı.
Hattat, hat sanatçısı
Sonbahar.
Boşa gitme.
Hedef, amaç
Bilge.
Helak, yok olma
Hendese, geometri
Hışım, öfke
Bağış, hediye.
Çaba, gayret.
Sesleniş, konuşma.
Hodkâm, kibirli
Gizli, saklı
Hulûl, bir tür bitki
Kan dökücü.
Bilinçli, uyanık.
Hürai, sahte
Zarar, kayıp.
Hüsût, kayıp
Hüzünlü.
Anlatma, açıklama.
Bağışlanma, mağfiret.
Söz, ifade
Gül bahçesi.
Sevgili (Allah'ın kulu).
Habir, bilen
Demirci.
Hidayet eden, yol gösteren
Hizmetçi.
Hafıza, geçmişin depo edilmesi değildir. Toplumun kendisini geleceğe taşırken kullandığı iç pusuladır. Hafızası gevşeyen insan kolay yönlendirilir; çünkü neyin kayıp, neyin kazanç olduğunu ölçemez. Tarih burada kuru kronoloji olmaktan çıkar. Dil, aile, şehir, mezarlık, musiki, atasözü, ibadet ve ortak acı hafızanın parçalarıdır. Hafıza diri kaldığında toplum aynı hataya mahkûm olmaz. Hafıza gösteriye dönüşürse geçmiş, bugünü aydınlatmak yerine bugünün öfkesini süsleyen bir dekor hâline gelir.
Halef, ardıl
Halfe, bir tür bitki
Sıcak, yanık.
Sert, kaba (nadir).
Hasat, ürün.
Hasbî, bir tür bitki
Elde edilen, sonuç
Bitkin, yorgun; Diriliş.
Özellik.
Revak, kemerli yapı.
Günler.
Başlangıcı olmayan zaman.
Geçici, fani
Hak ile batılı ayıran.
Günahkâr.
Bozuk, çürük.
Fatiha, fatiha
Feda.
Anlayışlı.
Şafak.
Yok oluş (tasavvufta Allah'ta erime).
Çığlık, haykırış
Bozgun, fitne.
Fıtrat, yaratılış
Ayrılık.
Cennet bahçesi.
Ayrılık, hasret
Fitne, karışıklık
Fuâd, kalp
Fücur, günah
Füruğ, parlaklık
Yorgunluk, gevşeme
Gadrkâr, hain
Bağışlayıcı.
Dikkatsiz, habersiz.
Bilinçsizlik.
Gakkoş, yiğit
Galat, yanlış
Keder diken, üzüntü veren
Gaspkâr, gaspçı
Ölü yıkayıcı.
Gavîn, sapkın
İlahî öfke.
Çürüme.
Düruğ, yalan
Arap alfabesi sayı sistemi
Evliya, veli
Bedenler, vücutlar
Sonsuzluk.
Ebrâr, iyiler
Karşılık.
İnilti, feryat
Efsus, pişmanlık
Acı, keder.
Güven, koruma.
"Ben" (tasavvufî benlik).
Amaç, hedef
Olgunlaşmış.
Ruhlar
Pişmanlık.
Esir, tutsak
En şerefli.
Giysiler.
Dış giysi.
Ayrılık, ayrı düşme.
Çile.
Pislik.
Korku.
Nefes çeken, içkiye düşkün.
Dil, sadece anlaşma aracı değildir. Düşüncenin evi, hafızanın taşıyıcısı, duanın kapısı ve ahlakın görünür hâlidir. Bir toplum kelimelerini kaybettiğinde yalnızca sözlüğü daralmaz; dünyayı okuma biçimi de yoksullaşır. Dilin bozulması, düşüncenin dağılmasıdır. Kendi dilinde derinlik kuramayan insan, yabancı kavramların gölgesinde konuşmaya başlar. Yerli düşünce dili, başka dilleri reddetmek değildir. Kendi kelimeleriyle dünyaya açılma cesaretidir.
Gönül yakan, kalp acısı veren
Gönül yarası (nadir kullanım).
Eski bir para birimi.
Yüksek mahkeme, meclis.
Bî-sûd, faydasız
Yorgun, bitkin.
Bizar, usanmış
Bohem, bohem
İftira, iftira.
Büşrâ, müjde
Sevgili, maşuk.
Eziyet, zulüm.
Cehennemin bir katmanı.
Çaba, gayret
İdamcı.
Toplayıcı, biriktiren.
Geçersiz.
Uyanık, farkında; Uyanık.
Bedbaht, talihsiz
Bed-ḫaṭṭ, kötü yazı
Korku, endişe.
İmtihan, sıkıntı.
Temiz, uzak
Beraat, beraat
Sırtında yük taşıyan.
Berzah, ölümle hayat arası
Görme.
İnsanlık.
Açıklama, ifade.
Tüccar.
Bîcân, cansız
Uyanık, şuurlu.
Fakirlikten uzak, ihtiyaçsız.
Düşüncesiz, akılsız.
Kaygısız, tasasız.
Duymayan, sağır.
Habersiz.
Duygusuz, hissiz.
Boş, anlamsız
Bîirfan, bilgisiz
Kimsesiz.
Bî-Lâl, bir tür bitki
Bîmâr, hasta
Bî-mûd, umutsuz
Bîrîh, ruhsuz
Bîsem, bir tür bitki
İsyankâr.
Huzurlu.
Gelecek, istikbal.
Dönüş, geri gelme.
Açıkça, belirgin.
Acı çekme.
Baği, isyankâr
Talih.
Kalıcı (Şair Bâkî'ye atıf).
Yaratıcı (Allah'ın ismi).
Aşikâr, belirgin.
Basir, gören
Abid, ibadet eden
Hamur.
Addas, bir tür bitki
Afak, ufuklar; Ufuklar.
Bağışlama, pardon.
Agâh, bilgili
Ağyâr, yabancılar; Yabancılar, başkaları.
Ahkam, hükümler
Sağır (duyarsız).
Zekâ; Akıllı, bilge; Akıllı.
Şeytan.
Anlam.
Geçici, tesadüfi.
Tarayıcı ön izlemeyi desteklemiyorsa PDF’yi yeni sekmede açabilirsiniz.
Bu yayın kendi arşivindeki özgün kaydıyla sunulmaktadır.